Pekiştireç çeşitleri, Koşullu anlaşma, Premack ilkesi,

Pekiştireç çeşitleri, Koşullu anlaşma, Premack ilkesi, Biçimlendirme, Şekillendirme

Koşullu Anlaşma

Koşullu anlaşma, bireyin pekiştireci elde etmesi için belli bir şekilde davranmasını gerektirir. Örneğin, annenin çocuğuyla “ödevini bitirdiği taktirde oynamaya dışarı çıkabilirsin”, “Bir hafta boyunca odanı düzenli tuttuğun taktirde hafta sonunda çocuk tiyatrosuna götüreceğim.” gibi yaptığı sözleşmelerdir.

Koşula bağlı anlaşmada birey belli bir şekilde davrandığı takdirde pekiştirilir, aksi durumda ise pekiştirilmez, yani, istediği şeyi elde edemez. Örneğin; çocuğun bir şeyi isterken ağlamasını istemiyorsak, ağlamadan istediğinde, isteğinin yerine getirileceğini, aksi takdirde getirilmeyeceğini belirtmek bir sözleşmedir.

Davranışlarımız anında verilen pekiştiricilerden, uzun vadeli olanlara göre daha çok etkilendiğinden, birçok davranış problemleri meydana gelebilir. Örneğin; Sigara içenler için nikotinin o anda meydana getirdiği etki, sigarasız uzun bir ömür yaşamaktan daha pekiştirici olabilir. Dolayısıyla koşula bağlı anlaşma bireyin kısa sürede pekiştirici almasını sağlayacak türden olmalıdır. Ayrıca, pekiştiriciler sosyal çevreden alındığı zaman daha etkili olabilir. Örneğin; kilo vermesi gereken bir kişiye çevresinde daha çok beğenileceği, sigara içmediği takdirde çevresinde daha çok saygı duyulacağı gibi pekiştiriciler sözleşmeye alınabilir. Birey kendi kendisiyle de koşullu anlaşmalar yapabilir. Örneğin; Bu sınavdan başarılı olduğum taktirde hafta sonu sinemaya gideceğim, bugün bütün günü sigara içmeden geçirdiğim takdirde konsere gideceğim gibi kendi kendine de sözler verebilir. (Senemoğlu,1997,166)

PREMACK İLKESİ

Premack(1959) pekiştireç olarak uyarıcı yerine faaliyeti kullanmayı önermiştir. Ona göre
Skinner kutusuna konan fare yiyecek verildiği için değil, yeme faaliyeti olduğu için manivelaya basma sayısını arttırır. Organizmanın daha seyrek olarak yaptığı başka bir faaliyet için pekiştireç rolünü oynar. Örnek olarak, iki çocuk alalım: bunlardan biri şekere düşkün olup sık sık şeker yesin diğeri ise şekerden pek hoşlanmasın fakat top oynamayı sevsin. (Cüceloğlu, 1997,sf157).

Birinci çocuğa top oynama öğretilmek istendiğinde, acaba şeker yeme pekiştireç olarak kullanılabilir mi? Evet kullanılabilir! Top oynaması öğretilmek isteniyorsa, her top oynayışından sonra çocuğa şeker yeme olanağı verilmelidir, bir başka deyişle çocuk şekere ancak top oynamakla ulaşabilmelidir. İkinci çocuğa ise şeker yeme öğretilmek isteniyor. Bu durumda çocuk bir şeker yedikten sonra top oynama olanağı verilmeli ve böylece top oynama, şeker yeme olayına bağımlı kılınmalıdır. Sonuçta birinci çocukta şeker yeme, ikinci çocukta ise top oynama pekiştireç görevini görür. (Cüceloğlu,1997,sf 157).

Bu tür gözlemler sonucu Premack, kendi adıyla bilinen aşağıdaki iki ilkeyi ileri sürmüştür:

1) Belirli bir anda, her bir organizmanın bir pekiştireçler mertebesi (hiyerarşisi) vardır. Bu
mertebe düzeninin tepesinde , bütün olanaklar sağlandığında organizmanın doğal olarak yapacağı ilk faaliyet yer alır. Diğer faaliyetlerin ortaya çıkma olasılığı mertebedeki yerine bağımlı olarak azalır.

2) Bu mertebe içinde yer alan her davranış, kendinden üst bir faaliyet tarafından pekiştirilebilir ve kendinden daha alt düzeylerdeki faaliyetler için bir pekiştireç rolü oynar. (Cüceloğlu,1997,157)

Bu kural eğitimde ve çocukların davranışlarını denetimde son derece etkin bir biçimde kullanılabilir. Önemli olan ilk adım, davranışını değiştirmek istediğimiz bireyin faaliyetlerinin mertebe yapısını keşfetmektir. İkinci adım da, üst düzeydeki bir faaliyeti , öğretmek istediğimiz bir davranış için pekiştireç olarak kullanmaktır.(Cüceloğlu,1997,sf 157)

BİÇİMLENDİRME / ŞEKİLLENDİRME

Biçimlendirme, tepkiyi farklılaştırmadır, yani tepkiyi istenen şekilde oluşturmaktır. Edimsel koşullama süreci normal koşullarda çok zaman almaktadır. Skinner kutusuna konan hayvanın, kendi başına manivelaya basarak yiyeceği elde etmesi beklenirse, hayvan ya ölür ya da yiyeceği elde etmeyi öğrenir. Ancak edimsel koşullama bir başka yaklaşım, hayvanın daha kısa sürede yiyeceği elde etmeyi öğrenmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşıma biçimlendirme adı verilmektedir. Önce, gösterilen davranışlardan istenen davranışa en yakın olan davranış pekiştirilmekte, bir müddet sonra daha yakını pekiştirilerek, böylece en sonunda beklenen davranışın gösterilmesi sağlanmaktadır.

Skinner, güvercini açlık programına aldıktan sonra Skinner kutusuna koyar. Deneyi yapan kişi besleme mekanizmasını dışarıdan düğmeye basarak yönetebilmektedir. Hayvan, Skinner kutusunda, manivelanın bulunduğu bölüme geçtiğinde, deneyi yapan kişi düğmeye basarak besleme mekanizmasını harekete geçirir ve yiyeceği almasını sağlar. Manivelanın yakınında bulunduğu sırada pekiştirildiğinden dolayı hayvan deney alanının bu bölümünde kalma eğilimi gösterir. Bundan sonra hayvanın manivelaya daha yakın gagalama ya da basma davranışı pekiştirilmekte, daha sonra sadece manivelaya dokunma davranışı, daha sonra sadece manivelayı itme davranışı pekiştirilmekte ve en sonunda da kendisi manivelaya basarak yiyeceği elde etmektedir. Skinner, güvercinlere bowling oynamayı da benzer yolla kısa sürede öğretmiştir. Eğer güvercine hiç müdahale etmeden kendiliğinden topa dokunup bir oluktan atarak küçük lobutları devirmesini ve sonucunda pekiştirmeyi beklerse hayvan çok uzun zamanda öğrenir. Oysa Skinner, biçimlendirme yoluyla kısa sürede güvercinlere bowling oynamayı öğretmiştir. Önce, tüm deneylerde olduğu gibi, hayvanı yiyecekten yoksun bırakmış daha sonra, ilk önce topa doğru yönelme davranışını pekiştirmiş; bu davranış yeterince pekiştirildikten sonra sadece topun çok yakınındaki gagalama davranışını pekiştirmiştir. Bu davranış da olağan haline geldikten sonra sadece topu gagalama davranışını pekiştirmiştir. En sonunda ise, sadece topu lobutlara doğru yuvarlama tepkisini pekiştirmiştir.

Sonuç olarak, biçimlendirme; beklenen tepkiye yakın olarak görülen bir tepkinin pekiştirilmesiyle başlayan ve giderek kademeli bir şekilde, daha yakın bir tepkinin, bir sonrakinde daha yakın bir tepkinin ve en sonunda istenen tepkinin pekiştirilmesiyle sonlanan bir süreçtir. İstenen davranışı kazandırmada, kendiliğinden oluşan edimsel koşullamaya göre daha az zaman alıcıdır.

Biçimlendirme, pekiştirmenin bilimsel ilkelerinin uygulaması olmakla birlikte, aynı zamanda sanatsal bir süreçtir. Eğer pekiştirilmesine karar verilen davranışlar birbirine çok benzer, çok yakın davranışlar olursa biçimlendirme çok yavaş olur ve istenen davranışın tam olarak yapılması uzun süre alır. Bu nedenle etkili bir biçimlendirme yapabilmek için hangi tepkilerin pekiştirileceği çok iyi belirlenmesi ve bir tepki yerleştikten hemen sonra, bir sonraki tepkinin pekiştirilmesine geçilmesi gerekir.

Biçimlendirme süreci, çocukların “soğuk-sıcak” oyununa benzemektedir. Bu oyunda çocukların birisi dışarı çıkar, diğerleri ise bir eşyayı saklarlar. Arkadaşları içeri girdiğinde, eşyanın bulunduğu yere yaklaştıkça “sıcak”, uzaklaştıkça “ılık”, daha da uzaklaştıkça “soğuk” diyerek onun davranışlarını biçimlendirirler. En sonunda eşyayı bulmasını sağlarlar. Çocuğun eşyayı bulmasını beklemek yerine bazı uyarıcılar kullanarak istenilen davranışın daha kısa sürede yapılması sağlanmaktadır.

Biçimlendirme iki öğeyi kapsar. Bunlar: 1. Pekiştirilen davranıştaki farklılaşma, 2. Kademeli yaklaşmadır. Diğer bir deyişle, biçimlendirme sürecinde beklenen davranışa derece derece yaklaşan tepkiler pekiştirilerek en sonunda istenen davranışın yapılması sağlanmaktadır.

Yeni bir davranışın biçimlendirme yoluyla kazandırılma basamakları aşağıdaki gibi özetlenebilir:

  1. Ulaşılacak hedefin açık bir şekilde belirlenmesi

  2. Öğrencinin bulunduğun düzeyin belirlenmesi

  3. Hedefe ulaşmak için pekiştirilmesi gereken ara davranışların, aradaki basamakların belirlenmesi: Bu adımlar arasındaki mesafenin ya da davranışların birbirine ne çok yakın ne de birbirinden çok uzak olması gerekir. Ayrıca, pekiştirilmesi gereken basamaklar her öğrencinin niteliğine uygun olarak belirlenmektedir.

  4. Süreç boyunca öğrencilere dönüt verilmesi: Özellikle öğrencinin konuya yabancı olduğu durumlarda, daha sık dönüt verilmelidir. Örneğin araba kullanma, bir müzik aleti çalma, kasadan atlama, sınıf disiplinine uyma, grup önünde konuşma vb. davranışlar biçimlendirme yoluyla etkili bir şekilde kazandırılabilir.

AYIRT EDİCİ UYARICI ve TEPKİ

Skinner, uyarıyı ayırt etme konusunda da kapsamlı araştırmalar yapmıştır. Ona göre, “uyarıcılar, tepkileri doğurur, edimleri doğurmaz” ancak, uyarıcılar edimlerin ortaya çıkışını belirleyebilir. Uyarıcı, bu etkisini ayırt etme süreci yoluyla kazanabilir. Eğer bir edim, ortamda bir uyarıcı varken pekiştirilir, bir başka uyarıcı varken pekiştirilmez ise, gelecek sefer ilk uyarıcının bulunduğu ortamda edimi yapar, diğerinde ise yapmaz. Ayırt edici uyarıcının sunulması ya da ortamdan çekilmesine göre, organizma belirli bir tepkide bulunduğundan, Skinner bunu uyarıcı kontrolü olarak görmektedir. Örneğin öğrenciler her bir öğretmene farklı bir şekilde davranmaktadırlar. Çünkü her bir öğretmen, çocuklar için farklı ayırt edici özelliklere sahiptirler. Bununla ilgili olarak ikinci tür öğrenme de tepki farklılığını öğrenmedir. Tepki formu ya da tepkinin yoğunluğu, genişliği, örtüklüğü büyük ölçüde farklı pekiştirmelerle değiştirilerek tepki farklarının öğrenilmesi sağlanmaktadır.

Skinner’e göre davranışın karmaşıklığını anlamada, uyarıcıları ayırt etme ve farklılaşan tepkiyi inceleme önem taşımaktadır.

Ayırt edici uyarıcı ile ilgili olarak tekrar Skinner kutusuna dönecek olursak, hayvanı manivelaya basmaya koşulladıktan sonra deney düzeneği daha karmaşık hale getirilebilir.

Ayırt edici edimin meydana gelişi aşağıda şematize edilmiştir:

Ayırt edici uyarıcı edimsel tepki Pekiştirici uyarıcı

Sonuç olarak, ayırt edici uyarıcı, ayırt edici edimi doğurur. Bu edim, pekiştirmeyle izlenirse öğrenilir. Thorndike’ın çağrışımsal geçiş kuramı ile Skinner’in ayırt edici edim kavramları arasında büyük ölçüde benzerlik bulunmaktadır.

ZİNCİRLEME

Skinner’e göre tamamlanmış bir tepki, aşamalı bir etkinlik içinde, bir diğer tepkiye dönüt vererek ayırt edici uyarıcı rolü üstlenir. İkinci tepki üçüncü tepki için, üçüncü tepki de dördüncü tepki için ayırt edici olarak etkinlik tamamlanıncaya kadar sürer. Bu sürece zincirleme adı verilmektedir. Davranışların çoğunluğu zincirleme özelliği göstermektedir. Örneğin Skinner kutusunda basit bir manivelaya basma davranışı bile bir zincirlemedir. Burada zincirleri bir arada tutan şey, birincil olumlu pekiştireçtir, yani yemdir. Bazı davranış zincirleri ikincil olumlu pekiştireçler tarafından da bir arada tutulabilir. Ancak, hepsinin temelinde birincil pekiştireçler vardır. Zincirlenen tepkinin gelişiminde daima başlangıç noktası birincil pekiştireçlerdir.

İki insan arasındaki etkileşimde de zincirlenen tepkileri görmek mümkündür. Örneğin sizin arkadaşınızı görmeniz ayırt edici uyarıcı görevi yapar ve “merhaba” dersiniz. Sizin yaptığınız bu tepki arkadaşınızın size “merhaba” demesi için bir ayırt edici uyarıcıdır. Onun size “merhaba” demesi de sizin ona “nasılsın” demeniz için hem ayırt edici uyarıcı, hem de pekiştirici uyarıcıdır.

Zincirlemede, Skinner’e göre sadece belli bir tepkinin sonuçları diğer bir tepki için işaret olmaz; belli fikirler de diğer fikirler için ayırt edici uyarıcı rolü üstlenir.

BATIL DAVRANIŞ

Edimsel koşullamada pekiştirme, gösterilen tepkiye bağlı olarak yapılmaktaydı. Bir başka deyişle pekiştirme, yapılan davranışı izliyordu. Yani hayvan önce manivelaya basıyor, buna bağlı olarak yiyeceği elde ediyordu. Dolayısıyla da edimsel koşullama ilkelerine göre hayvan, pekiştirilen davranışı yapma eğiliminde oluyordu. Bu durumdaki hayvan, skinner kutusunda yaptığı tepkiye bağlı olmadan pekiştirildiğinde nasıl bir davranış göstermektedir konusu burada kısaca gözden geçirilmiştir. Örneğin, besleme mekanizması dışarıdan elle idare edilerek, hayvan tesadüfen başını kaşırken besleme mekanizması harekete geçirilir ve dışarıdan yem verilir. Bu durum tesadüfen birkaç kez aynı şekilde oluşursa, hayvanın başını kaşıma davranışını tekrar ettiği gözlenir. Sonuç olarak, tesadüfen yan yana meydana gelen iki olay gerçekle ilişkisi olmayan batıl davranışların meydana gelmesine neden olur. Örneğin öğrenci bir kalemle sınava girer ve sınavda tesadüfen başarılı olduysa, gelecek sınavda da aynı kalemi kullanma eğiliminde olabilir. Birey, dışarı çıkarken önce sol ayağını giyer ve işleri ters giderse, gelecek sefer önce sağ ayağını giyme eğiliminde olacaktır.

Sonuç olarak batıl davranışların birçoğu edimsel koşullama ilkelerine göre meydana gelir. Organizma, tesadüfen bir davranışı yaptığı sırada, o davranışla ilişkili olmamasına rağmen olumlu bir pekiştireç alırsa, zamanla aldığı bu pekiştireci davranışla ilişkilendirir ve o davranışı yapma eğilimi gösterir. Örneğin uğurlu gün, uğurlu sayı, sağ tarafından kalkmak vb. Aksi durumda ise yani bir davranışı yaptığı sırada davranışla ilgili olmadığı halde kötü bir durum yaşadıysa, cezalandırılmışsa o davranışı yapmama eğilimi gösterir. Örneğin merdiven altından geçmeme, önce sol ayağı giymeme gibi davranışlar da bu türdendir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

trabzon escort dns sunucusu yanıt vermiyor sex hikayeleri seks hikayeleri free porn tipobet ordu escort ordu escort sakarya escort sakarya escort tekirdağ escort tekirdağ escort tekirdağ escort tekirdağ escort uşak escort uşak escort uşak escort yalova escort yalova escort yalova escort yozgat escort yozgat escort zonguldak escort zonguldak escort
çeşme escort
kemer escort
çorlu escort